09 Ağustos 2009 Pazar

SÜPRİZZZZZZZZZZZZ

Sizce ne olabilir?Acaba ağzında birşey mi saklıyor?
Bilemediniz mi? Bir ipucu verelim o zaman.



Süpriz !!!
İlk defa dişi düştü Eylül Ilgın'ın:)


29 Haziran 2009 Pazartesi

ŞOPAR DA EVLENDİ.

Kuaförde saçlarının yapılması o kadar uzun sürdü ki gelin bile kıskandı.

İşimizin bitmesini beklerken kimbilir ne hayaller kurdun.

O gece sadece benim değil düğününde prensesiydin.

15 Mayıs 2009 Cuma

ÇİĞDEMLER PARKTA











12 Mayıs 2009 Salı

ÇİĞDEMLER TİYATRODA


Okulun gösteri salonunda yapılan tiyatro gösterisinde o kadar çok eğlenmişsin ki tüm gece Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'i anlatıp durdun.

25 Nisan 2009 Cumartesi

23 NİSAN KUTLAMALARI









Senin şiir okuyan o küçücük ağzını yerim ben.

25 Mart 2009 Çarşamba

GÖKKUŞAĞI PERİLERİ

Migrosta gezinirken görmüştüm bu kitapları.İsimleri çok hoşuma gitmişTi ama ne yalan söyleyeyim peri lafından ürktüm.Başımızda winksler varken birde bunlarla uğraşmayalım diye görmezlikten geldim kitapları.Aslıberry'nin Yaman için hazırladığı bir listede tekrar adları geçince internetten bir kere daha inceledim ve almaya karar verdim.7 kitaptan oluşan bu seriyi keşke daha önce edinseymişim.O kadar şirinler ki...Eylül Ilgın kitapları incelerken biraz korktum çünkü 8+ yaş olan bu kitaplarda bizim okuduğumuz diğer kitaplardan daha az resim vardı,sayfa sayılarıda biraz fazlaydı.Her kitabı ikiye bölerek okumaya karar verdik.Kitapların en güzel taraflarından biri içindeki resimlerin renksiz ve boyamaya uygun olması...Kitabın başındaki harita hoşumuza giden diğer ayrıntılardandı.

Donduran Jack'in Büyülü yağmur adasında farklı yerlere hapsettiği gökkuşağı perilerini bulmaya çalışan Rachel ve Kirsty'nin yaşadıkları maceraları anlatıyor bu kitaplar.Her kitap gökkuşağının bir rengini ait ve bu renklerin perileri iki kafadar tarafından bulunup ,periler ülkesine dönmeye çalışıyorlar...

Biz tüm seriyi heyecanla okuduk.Eylül Ilgın onlarca sayfayı sıkılmadan dikkatle dinledi ve çoğu zaman perilerin yerlerini önceden tahmin etti.Her kitabın sonunda seçtiğimiz sayfaları boyadık hemde kitapta tarif edilen renklerde...O kadar dikkatliyiz yani. Araştırdım bu serinin devamı olarak 2. bir set yapmışlar.Çeşitli hava olaylarının isimlerinden oluşan bu 2. setide en kısa zamanda edineceğimize eminim:)
Çocukların heyecan kat sayısını attıran bu kitapları cinsiyet ayrımı yapmadan şiddetle tavsiye ediyoruz:)

01 Şubat 2009 Pazar

İLK KARNE HEYECANI



Nehir B.-Zeynep Zehra - Berfin - Eliz - Muhammet -Nehir D. - Baran -
Haliscan -Gökdeniz-Kemal - Nazar



Çok özel bir gündü.Anasınıfının 5 yaş bölümünde karne aldın diye bu kadar heyecanlandıysam kim bilir diğer seneler neler yaparım ben..İyiki varsın güzel kızım.

20 Ocak 2009 Salı

KADİR KAĞAN'LA BULUŞMA


Eylül Ilgın'ın sınıf arkadaşlarından biri Kadir Kağan.En iyi anlaştıklarından...Okul çıkışı parkta karşılaşıp ne kadar güzel oynadıklarına bir kez daha şahit olunca ertesi gün için sözleştik.Önce sevdikleri abur cuburlardan yemelerine izin verdik,sonrada diledikleri gibi oynamalarına.O kadar çok eğlendiler ki anlatamam.Hiç kavga etmeden saatlerce oynanabilicek arkadaşların varlığı annelerede rahat bir nefes aldırıyor.Onlar eğlenirken biz de rahat rahat konuşabildik.Çok güzel bir gündü.Havalar ısınsın daha kalabalık gruplarla kesinlikle tekrarlanması gereken anlardı dimi Derya?:)

17 Ocak 2009 Cumartesi

BALONCUK HADİSESİ



Resimde baloncukları görünce "Tam Eylül Ilgın'lık" demiştim.Bir dememe bakıyormuş:) Sağolsun arkadaşım hemen aynısından bizede yolladı.Her çocuk baloncukları sever eminim ama bizimkisi birazcık fazla seviyor.Şu ufak kutularda satılanlarla başa çıkamadığımız ve artık kuzuyu kesmediği bir dönemde hello kittyli kendinden baloncuk üfleyen bir oyuncak bulup almıştık.Günlerce onunla oynamıştı ,taki arkadaşlarından biri üfleme çubuğunu kırana kadar.Ortalardan kaldırmıştım üzülmesin diye ama kendi çapında baloncuk üflemeye devam etti bizimki.
Bu alet ise balon severler için kesinlikle biçilmiş kaftan.Sıvı materyalin koyulduğu bir haznesi var.Görünüşü itibariyle tabancaya benziyor ama düşünsenize içinden baloncuklar çıkıyor.Eylül Ilgın'ın tabanca görünümündeki tek oyncağı bu oldu ama köpük sevdasına o kadar iyi geldiki görünüşünü yadırgamayı bıraktım.
Oyuncağı eline geçirdiği ilk gün tam 1 saat durmadan oynadı ve sonunda pilini bitirdi.Rengarenk baloncukların altında kahkahalara boğulan kuzumdan fırsat kaldıkça( ki çok kaldığı söylenemez)
bende oynadım.Tahmininizden daha eğleneceli vakit geçirebileceğinize garanti verebileceğim bu oyuncağın satış yeri ise eminönü yeraltı çarşısıymış.Fiyatı da oldukça uygun:)O paraya bu eğlenceyi emin olun hiçbir yerde bulamazsınız..

06 Ocak 2009 Salı

GÜLÇİN'İN DOĞUMGÜNÜ



28 Aralık 2008 Pazar

YILBAŞI MANZARALARI

10 Aralık 2008 Çarşamba

KURBAN BAYRAMI / ILGAZ

Aslında bayramlarda özelliklede ilk günlerinde büyüklerden uzak kalmak benim hiç alışık olduğum bir durum değil.Eylül Ilgın'ın da bayramları sevmesini ve önemini anlamasını istiyorum ama bu sene bu düşünceme aykırı hareket etmek zorunda kaldım.Nedeni eşimin yoğun iş temposu.Biz yaz çadırda her günü tatile dönüştüren zamanlar geçirirken eşim sürekli çalışıyordu.Ve bu bayram tatili onun uzun süredir 3 gün arka arkaya dinleneceği tek zaman dilimi olacaktı.Bu bahanelerin ardına sığınarak Kurban bayramının ilk günlerini Ilgaz'da geçirmeye karar verdik.

Kesinlikle çok eğlenceli vakitler geçirdik.Biz gider gitmez kar yağdı.Bol bol karda oynadık.Kızakla kaydık.Tanımadığımız tüm çocukları masanın etrafına toplayıp herkesle beraber resimler yaptık.Bol bol resim çekildik.Havuzda yüzdük.O güzelim evlerde rahat ve sakin bir şekilde dinlendik. Kaldığımız tesisin herşeyi çok güzeldi.Odalarındaki konfor,yemeklerinin tadı,ortamın sıcaklığı ve personelin ilgisi herşey tam istediğimiz gibiydi.Tek sorun oradayken bayram adına bir paylaşımın yaşanmamış olmasıydı.Bayramın asıl tadı kesinlikle büyüklerin elini öpmeden çıkmıyor.

29 Kasım 2008 Cumartesi

EYLÜL ILGIN'IN ELİNDEN ÇIKANLAR







23 Kasım 2008 Pazar

SEÇMECE RESİMLER

Bazen bizi saklayan pencerelerden sınıfı seyrediyorum.Maalesef bizim kamera sistemimiz yok. Normalde sesi çok geçiren bir yapısı yok pencerelerin ama Eylül Ilgın'ın sesi rahat rahat duyuyorum:)



O kadar güzel oynuyorlar ki aralarına katılmak istiyorum.



Ayna karşısında süslenişlerini,o toka takan ellerini ,gülümseyen dudaklarını tekrar tekrar seyretmek geliyor içimden.







Okul çıkışı beklenen dolmuşlar bile ayrı bir zevk veriyor bana.











Her resmine kondurduğun çiçeklere,hikayesini anlattığın her bir çizgiye bayılıyorum.










Gülen yüzleriniz hiç solmasın.





Ayşegül ablamızada yaptığı tüm yardımlar ve sürekli gülen yüzü için teşekkür edelim:)













Ödevlerini yapışındaki sorumluluk duyguna,el becerine ve merakına her seferinde hayran kalıyorum prensesim.




Evet,çok güzel oldu bebeğim:)

12 Kasım 2008 Çarşamba

10 KASIM TÖRENİ

Bir hafta önceden getirdin şiiri.Çok sevinçliydin çünkü sizin sınıftan şiir okuyacak iki kişiden biri sendin.
Sen ilk geceden ezberlemiştin kısa şiirini ama yinede her akşam defalarca tekrar ettin bize.
Bizide sardı günler öncesinden ilk şiirin ve törenin heyecanı:)

Törene biz gelemediğimiz için fotoğraf makinesini ablalarımızdan birine teslim ettik.İlk töreninden bir hatıra kalsın istedik.

Her yıl 10 Kasım gelince,
Saat dokuzu beş geçince,
İçimi hüzün kaplar.
Gözlerim yaşla dolar.


Biliyorum çok kısa bir şiir ama bizim için binlerce kıtaya bedeldi.Öğretmeninden duyduğumuz övgü dolu sözler de cabası:)


Tören sonu yorgunluğunu sınıfta dinlenerek çıkarmışsınız.


Yanındaki kırmızı tişörtlü arkadaşın Fatih'te en az senin kadar güzel okumuş şiirin 2. kıtasını...



Öğretmenimiz Arzu Hanım'la da bir hatıra fotoğrafı çektirdiğin iyi olmuş.

Yorgunluğunuza değmiştir umarım...

06 Kasım 2008 Perşembe

OKUL DÖNÜŞÜ...

Okulda taç yapmışlar kendilerine.Bizim Kokoş Hanım diretmiş benim çiçeğim kıyafetimin renginde olacak diye:)Öğretmenimiz renk/uyum algısının çok yüksek olduğunu söyledi.
İnsan kendi çoçuğunu az çok tanıyor ama öğretmeni söyleyince nedense ayrı bir gururlanıyor.


Panduflarını sandalyeye oturmadan çıkartmıyor nedense küçük kuzu.İlla sandalye olacak eğer tüm sandalyeler kapılmışsa biri boşalana kadar beklenilecek.Benim giydirmeme zaten izin yok,büyüdüğü için bu kadar basit bir işi kendi yapabilirmiş.


Haklı,yapıyorda zaten:)


Mevsim ,şartlar ne olursa olsun bir yerlerde muhakak bir üfleme çiçeği buluyor.Algıda seçicilik bu olsa gerek.



Son ayların favori sokak oyunu timsah kimi yiyecek.Nerede karelere bölünmüş bir yol bulsa renklerine göre ayırıyor,yarısında timsah oluyor,kim o timsahlı karelere basarsa
aç timsahlara yem oluyor.


"Evet anne,o grilere basma sakın,(burası kısık sesle söyleniyor) onlarda timsah var."

Hem yarışacağız zıplayarak,hem de timsahlara yakalanmayacağız.Zor iş anne olmak ,zor...


Bunu kanıt diye çektim,çünkü her seferinde arkasına dönmek için ileri gidiyor ve "Bak, basmamışım işte " diyor.Bu sefer yakalandınız küçük hanım.

Oyun bitince


Hoplaya


Zıplaya evin yolunu tutuyor.


20 Ekim 2008 Pazartesi

ÇOK ÖZEL BİR GÜN...

19/10/2008/Ordu



Pastanı kendin seçtin,ayrıntılarını sen belirledin.Giyeceğin kıyafete aylar öncesinden karar verdin,çünkü prenseslere layık bir doğumgünü olacağından çok emindin.Her bir arkadaşınına geldikleri için ne kadar sevindiğini söyledin ve hazırladığın minik süprizleri verdin.Pastanı arkadaşlarınla beraber üflemeyi kendin teklif ettin ve herkesin kesmesine izin verdin.




Tüm gün gülümsemen eksik olmadı,çevrendeki herkesinde gülümsemesine sebep oldun. Hediyelerini kendin açtın ve tek tek herkese teşekkür ettin.İçinde senin seçtiğin parçaların kliplerinin olduğunu cdyi tüm gün durmadan dinledin ve dans ettin.Arkadaşlarınla oynarken,arada içeri gelip büyüklerinde gönlünün aldın.



Misafirlerimiz gittikten sonra sevinçle kucağıma atılıp "Çok güzel bir gündü değil mi annecim?Tam istediğim gibi oldu.Prenses doğumgünü gibi..." dedin:)Makineyi elime verip fotoğraflarını çekmem için bir sürü poz verdin.Yatana kadar da elbiseni çıkarmadın.Bu değerli günde bir kez daha bizi bulutların üstünde gezdirip,senin gibi bir evlada sahip olanın değerini hatırlattın.





İYİKİ DOĞMUŞSUN PRENSESİM,İYİKİ HAYATIMIZA GİRMİŞSİN.

iYİKİ ŞİMDİDEN FARKINDASIN SENİ NE KADAR SEVDİĞİMİZİN.

İYİKİ BU KADAR SEVGİ DOLU BİR YÜREĞİN VAR.

ÇOK ŞANSLIYIZ MELEĞİM.

SENİN ANNEN VE BABAN OLABİLDİĞİMİZ İÇİN ÇOK MUTLUYUZ.

GÜLEN YÜZÜN HİÇ SOLMASIN PRENSESİM.

"NİCE MUTLU YILLARA"

18 Ekim 2008 Cumartesi

DÜĞÜN TELAŞI

Sonunda biricik Neslihan'ımız da yuvadan ayrılıp kendi yuvasını yapmaya karar verdi.Bu kadar emek verilip düğünler yapılırda bizim minik kuzenler bu emeğe saygısız davranır mı?Eylül Ilgın'la Gülçin sözbirliği etmişçesine düğün gecesi için ayrı nikah için ayrı kıyafetler seçtiler.Neredeyse gelinden önce kuaför salonunun yolunu tuttular.Hayır,ikisininde annesi bakımlı olsa neyse... Tüm düğün boyunca sahneden inmediler,karşılıklı oynadılar,yerdeki konfetileri topladılar(bende çoçukken çok yapardım),tanıdıkları herkesin yanına sokulup ne kadar güzel olduklarını bir daha bir daha duydular:)Sanırım en çok düğünün sonunda kına yakılırken eğlendiler.Çok istediler ama sonrasında nasıl bir tepki vereceklerini kestiremediğim için ikisininde bir avucunun ortasına ufacık kondurdum kınalardan.




Küçük gelin muhabbetine sinir olduğum için ikisinede beyazdan farklı renklerde kıyafetler aldık. Bunlar yetmezmiş gibi düğünden bir gün önce Eylül Ilgın'a taç arayıp durduk.4 yaşında bir çocuk nasıl olurda birbirine çok benzeyen 2 tacı kafasına koyup "1.si benim yüzüme yakışmadı." diyebiliyor ben hala hayret içindeyim.Sonunda kendine yakışanın hangisi olduğuna karar verdi de tüm gece söylenmesinden kurtulduk.


Bendeniz gece boyu ya gelinin en yakınları olarak pistte oynamakla meşguldüm yada elimde fotoğraf makinesi bu iki cimcimenin fotoğraflarını çekmekle uğraşıyordum.Gelinin 28 tane fotoğrafı varken Eylül Ilgın'la Gülçin'in 42 fotoğrafının olması sonradan banada garip geldi doğrusu:) Sanırım birazcık abartmışım.



Ertesi günkü nikahda en az düğün kadar eğlenceli ve keyifli geçince değmeyin bizimkilerin keyfine.Şimdi tüm iyi niyetlerimiz ve darısı başına dileklerimiz Erhan'la Gökhan'ın başına...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Yapıyoruz Bozuyoruz:)

Kuzum bu hafta hasta...Pazar gününden beri oldukça yüksek bir ateşi ve balgamlı öksürüğü vardı.Okulu erteledik 1 haftalığına,bende izin aldım işyerinden.Gündüzleri nispeten daha iyi olduğundan okula gitmemenin yarattığı boşluğu doldurmaya çalışıyoruz birlikte.Aklımıza gelen herşeyi deneyeceğimizi biliyorum ama hastalık mızmızlığıyla beraber bişeyler yapmak gerçekten çok zor.

Eylül Ilgın'ın hastayken yapmaktan en nefret ettiği şey giyinmektir.O sebepten tüm gün boyunca evde böyle pijamalarla ve dağınık saçlarla dolaşıyor.


Bugünün en büyük süprizini çalan zil yaptı bize.Elimize verilen paketten Ela yengesinin ve Serhat dayısının gönderdiği kocaman bir yap-boz çıktı.Eylül Ilgın'ınbirdenbire tüm hastalık belirtileri kayboldu,hemen yap-bozla ilgilenmeye ve sorular sormaya başladı.100 parçalık yeni oyunumuz kuzunun yaşına biraz büyük olduğundan beraber dış çerçeveyi oluşturmaya başladık.

Çerçeveyi oluşturmak için önce bir kenarı düz parçaları kuzuya öğretip onları ayırdık,sonrada aynı renkteki parçaları mümkün olduğunca gruplandırdık.

Sadece ayırma işleminden bile inanılmaz zevk aldı ve benim tahminimden daha iyi bir şekilde yerleştirmeye başladı parçaları.Sanırım bebekliğinden beri yaptığı tahta yap-bozların bunda etkisi oldukça büyük.

Yapamadığı yerlerde resmi dikkatle inceledi,buna rağmen bulamadıysa benden yardım istedi.Yap-bozun okyanus hayvanlarını göstermesi ayrıca bir artı oldu bizim için çünkü kuzucuk hayvanlara ait şeyleri çok seviyor.

Sona yaklaştıkça heyecanı arttı ama sabrı azaldı çünkü hiç ara vermeden 1 saatten fazla bir süre yap-bozla uğraştı.

Ve harika sonuç karşınızda.......

Tebrikler güzel kızım....

10 Ekim 2008 Cuma

KISKANÇLIKTAN ÇATLAYANA BİR ANNE CHARLİE VE LOLA 'YI GURURLA SUNAR...


İlk aldığımız günden bu yana defalarca kez seyrettik cdlerini,yüzlerce kez oynadık oyunlarını, defalarca boyadık elbiselerini ve suratları...Hala bıkmadı ve bıkmayada niyeti yok galiba.Evet sevimli kızdan ve akıllı abiden bahsediyorum.


Lola'nın 4 yaşında bir kız çoçuğu olduğunu,Charlie'ninde sabırlı bir abi olduğunu bilmeyen kalmadı herhalde..Geçen gün yeni sipariş için aylak aylak dolaşırken 3./4. cdlerininde çıktığını farkettim ve kızımdan daha fazla sevindim.En yakın zamanda siparişi vermek lazım ben bile izlemek için sabırsızlanıyorum.Birde kitaplarını bulabilsem.Son gittiğimde İstanbul'da ki kitapçıların çoçuk bölümlerini gezemedim ama bulduğumda hangi dilde olduğuna bakmadan alacağım.İnternetten bakınca sadece Pandora'da bulabildim kitapları.Onlarda sadece ikitane.Oysa yabancı sitelerde o kadar çok kitaplarından,cdleri bile 7.bölümde :(



Oysa ben bunu,



bunu,



bunu,


bunu,


ve hatta bütün bunları istiyorum...


Niye benimde yurt dışında teyzem,amcam,dostum falan yok...Bizde napalım garip garip bir o siteden, bir bu siteden arada da bu siteden bişeyler seyredip,çıktılar alıp boyamaya çalışıyoruz.




Acaba diyorum düzgün renkli bir çıktı alıp,en azından hem kızıma hem kendime tişört bardak falan mı yaptırsam Lola'lı?????????

08 Ekim 2008 Çarşamba

PAİNT'TE BİRKAÇ DENEME

Rengarenk daireler çizip onları birbirine bağladı.

Farklı kalınlıklarda çizgiler çizdi,sonunda da imzasını attı.
İkimizin gülümseyen bir resmini yaptı.
(Fondaki ev yıkılmış olduğundan yamukmuş,yoksa Eylül Ilgın düzgününü çizebilirmiş:)



06 Ekim 2008 Pazartesi

ÇİLEK GİTTİ


Söylemeyi unuttum.Çilek yani köpeğimiz arife gününden önce gitti.Zaten anlaşmalı aldığımız için uygun bir zamanda Eylül Ilgın'a bir müddet ayrılmamızın nasıl olacağını sorduk.Çok fazla tepki vermeyince şimdilik hevesini almış olduğuna kanaat getirdik.Babaannede alışmaya başlamıştı ama hijyen açısından hala çok telaşlanıyordu.Uygun şartlar varken kimseyi tedirgin etmemek adına Çilek'i geri götürdük ve kuzuyla bahar başlangıcında bahçede beslenebilecek bir Golden konusunda anlaştık ki bayılıyorum bende o köpeklere..

Ben biraz daha fazla üzüleceğini düşünmüştüm ama sandığımdan çok daha metanetli çıktı.Hala Çilek'ten "Benim köpeğim" diye bahsediyor,sanırım bu da bir geçiş evresi olacak onun gözünde..Sanırım ben gitmesine kuzudan daha çok üzüldüm ama yinede kızımında hakkını yemeyeyim.Evet,ikimizde seni özleyeceğiz Çilek....

05 Ekim 2008 Pazar

BAYRAM = ZİGANA


Bayram için tüm hazırlıkları yaptık ve arife gününden Giresun'a dede evine gittik.Eylül Ilgın'ın dedesine özel bir sevgisi vardır.Giresun'a gittiğimizde genelde gözü dedesinden başka kimseyi görmez.O dedesiyle uğraşır ve gezerken bizde işlerimizi rahat rahat hallederiz.



Bayramın ilk günü aile büyüklerinin ziyaretleriyle geçti.Eylül Ilgın,Caner ve Gülçin'in tepkilerinden anladığım kadarıyla bayram mendilleri çok hoşlarına gitti.Eylül Ilgın bol bol harçlık topladı hatta vermeyenleri yola getirmeyi bile başardı(mesela dedesinden harçlığı bebek alacağını söyleyerek çatır çatır istedi:)


2. gün için Zigana planımız vardı.Öğlene doğru Yağızlar bizi almaya Giresun'a geldi.Arabada kreşe/anaokuluna yeni başlayan aynı yaşta iki çoçuk olunca yol boyunca dinlemediğimiz çoçuk şarkısı kalmadı.Trabzon'a yazın açılan alışlveriş merkezi Forum'a uğradık.Eylül Ilgın para biriktirerek alcağı bebeği burada görünce bayram harçlıklarıyla bebeği alıp alamayacğını sordu.Sonuçta ikisinide O biriktirmiş sayıldığı için izin verdik.Zaten bir tane varmış ama düşünceli bir anne olarak Ordu'da bulamayacağımız için yedek bez ve mamalarınıda almayı ihmal etmedik.Bu arada bebğimizin adı " ZEYNEP" OLDU.

Forum'dan çıkıp Zigana'ya doğru yol almaya başladık.Yaramazların ikiside bu yolda kucağımızda uyuyakaldıklarından malesef yoldaki muhteşem manzaranın fotolarını çekemedik.Bir dahaki sefere inşallah:)


Zigana Tatil Köyü gerçekten muhteşem bir doğaya sahip,2 şer katlı tatil evlerinden oluşuyor. Yağızlar alt kata,biz üst kata yerleştik ve kuzulara yeni aldıkları oyuncaklarıyla oynamaları için biraz vakit tanıdık.Eylül Ilgın cdleri,boya kalemleri olmadan bir yere gitmediği için yanımızda laptopta (ödünç alarak:) götürmüştüm,iyiki yapmışgötürmüşüm çünkü uydu yayını olmadığı için çizgi filmsizikten oyalanamamaya başladılar bir süre sonra.

Ortasında kocaman bir ateşin yandığı güzel bir restaurantıda var tatil köyünün.Bayram dolayısıyla eğlenceli bir müzik eşliğinde yemeklerimizi yedik,Eylül Ilgın'la Yağız tüm gece boyunca diğer çocuklarla beraber ya ateşin etrafında dönüp durdu yada duydukları her müzikte halay/horon karışımı birşey oynadılar.Kuzunun biraz kırıklığı olduğu için çok geç kalmadan odamıza çıktık,eşimide Yağızlarla beraber eğlencde bıraktık.
Restauranta sürekli uykum geldi diyen çoçuk daha odamıza gelmeden itiraflara başladı:"Aslında benim uykum yok ama biraz başımın ağrıdığı doğru(bu baş ağrısınıda kesin babaanneden öğrendi:).En iyisi biz Zeynep'i uyutup biraz cd seyredelim." Hayhay efendim:)
Ateşi çok fazla olmamasına balgamlı bir öksürüğü vardı ve bizi o gece birazcık zorladı.Balgam sökücü ilaçtan dolayı biraz kustu (her zamanki gibi:( ama şükür ki yanımda getirdiğim acil durum ilaçlarına gerek kalmadı ve balgamını çıkardıktan sonra sabaha kadar iyi bir uyku çekti.
Temiz havadan olsa gerek sabah erkenden ikimizde fırladık.Biraz cd izleyip,Zeynep'le ilgilendik ve alt kata inip Yağız'ı can sıkıntısından kurtardık:)Birazda onunla oynadıktan sonra diğer 3 yetişkini gecenin toksinleriyle başbaşa bırakıp kahvaltıya gittik.

Tertemiz,güneşli ve çok soğuk olmayan havayı görünce biraz dolaşmayı teklif ettim minik kuşlara.Ben daha cümlemi tamamlamadan el ele tutuşmuşlardı bile:)
Çok eğimli olmayan yolda bir süre gelip gittik.Temiz havayı bolca ciğerlerimize çektik.Hala uyuyan tembellerin dedikodusunu yaptık:)




Birde bol bol çiçek topladık.Etrafta o kadar çoktular ki birkaçtane koparmalarını engellemek istemedim.Diğer uykucu bölükte uyanınca son keyif çaylarımızı içip yola koyulduk.
İddaa ediyoruz bizim üçlü bu tatilin tadını iyice çıkardı ve alınabilecek en yüksek düzeydeki zevki aldı.Yaşasın çoçuklar ve çocuk kalanlar:)






04 Ekim 2008 Cumartesi

İSTANBULDAN HEDİYE GELMİŞ:)

Boyalara,kalemlere,boyanacak herşeye hem benim hem kızımın zaafı var.Benzer şeyleri daha önce görmüştüm ama Eylül Ilgın'ın yaşına uygun değildir diye almamıştım.Ruhdağı'nın gönderdiği paketten böyle bir set çıkınca ikimizde çok sevindik.Neden mi bahsediyorum,tabiki hazır vitray setlerinden. İçinde pleksiglastan hazırlanmış güzelim şablonları ve rengarek cam boyaları var.Daha önce hiç denemediği için ufak bir bölümünün nasıl boyandığını gösterdim Eylül Ilgın'a.Plastik tüplerin içinden akan boya o kadar hoşuna gittiki hemen elimden kaptı.

Büyük bir ciddiyetle gömüldüğü boyama işinden başını her kaldırışında gülümseyerek,hediyeyi gönderen cici ablasına teşekkür etti.Onun kalem tutar gibi kavradığı tüplere daldığımı görünce ben üzülmeyeyim diye,arada çıkan baloncukları kürdanla patlatma görevini bana verdi.Ne kadar düşünceli değil mi?:)


Boyalar birbirine karışmasın diye mümkün olduğunca birbirinden uzak bölümleri boyayıp,itinayla boyaların uçlarını siliyor.Her seferinde bir renkle bir bölümü boyayıp tüplerin ağzını kapatıyor.
" Neden bir renkle boyayacağın her yeri boyamıyorsun,daha kolay olmaz mı ?" diye sordum; "Kolay olmasını istemiyorum,hoşuma gitmesini istiyorum." diye hemen cevabı yetiştirdi.
Bu boyalar kuruduktan sonra şeffaflaşıyor,bizde bunu görebilmek için aralıklı aralıklı boyamaya karar verdik.Hatta boyalarımız artarsa başka şablonlar almayı bile şimdiden düşündük. Bitirdikten sonra 1 tanesini öğretmenine götürmeyi istiyor ama bitince kararında değişiklik olabilir,tam kesin değil yani:)

Eğer bu yaşlarda çoçuğunuz veya hediye almayı düşündüğünüz tanıdığınız varsa bu setler kesinlikle çok iyi bir seçim.Hem küçük el kaslarını geliştiriyor,çoçuğa renk zevkini ve uyumunu aşılıyor,hemde sabretmenin ve birşeyler yapabilmenin tadına vardırıyor.Kesinlikle es geçmeyin derim.Son olarak Teşekkürler Ruhdağı:)

28 Eylül 2008 Pazar

KARARLILIK

Bu huy kesinlikle babasından geçmiş olmalı.Kanıt mı?:

1)Küçük teyzemiz Sanem'in gönderdiği siyah ayakkabıları bayramda giymeye karar verdi ve ağustostan beri bekliyor.Bayramlık almaya gideceğimizi öğrenince patlattı asıl bombasını.Siyah ayakkabılarıyla giymek için içinde siyahları,beyazları olan bir elbise istiyormuş küçük hanım.Gezdiğimiz mağazalardaki giysileri ya etek diye istemedi,ya içinde siyah yokmuş diye geri çevirdi yada beğenmedim deyip kestirip attı.Benim gibi ilk gördüğünü beğenen,kimseyi uğraştırmayan,sadece alacağı kıyafeti deneyen bir annenin kızı mağaza mağaza gezip,gördüğü tüm siyah/beyaz/gri kombinasyonlarını denedi ve hepsine bir kulp takmayı becerdi.Aslında nazlanmak gibi görünsede bu yaptığının ne istediğini bilmekle bir alakası olduğunu 10. mağazada anlamak nasip oldu bana.Mağazada istediği tanıma uyan elbiseyi görür görmez "İşte ben bunu istiyordum." dedi ve denemesiyle mağazadaki herkesten onay almak için kabini terk etmesi bir oldu.

2)Uzun zamandır Nickelodeon kanalında bir reklamdaki oyuncağa takılmıştı aklı.Israrlarına dayanamayıp internetten araştırdım ve benim oyuncağa verebileceğim paranın çok üstünde bir maliyeti olduğunu öğrendim.Ancak kumparasında para biriktirirse alabileceğimizi ama bununda çok uzun sürebileceğini söyledim.Bana verdiği cevap aynen şu oldu:"O bebeği istiyorum ve ben param birikene kadar bekleyebilirim."

Bu çoçuktaki azim ve kararlılık beni yiyip bitirecek:)Sonuçta aklına koyduğu ve planladığı şeyi yaptı(rdı).İstediği elbiseyi aldı ve kumbarasında para biriksin diye inanılmaz bir şekilde çabalıyor.Bende içimden "İsteklerin için uğraşaktan kimse seni alıkoymasın ve engeller seni yıldırmasın kızım." diye dua ediyorum...

23 Eylül 2008 Salı

CAN SIKINTISINDAN ÇIKAN KOLYE

Can sıkıntısı gerçekten kötü birşey.Helede 4 yaşındaki bir zıpırın canının sıkılması tam bir felaket.Kitap okuma,resim yapma,saçlarını tarama,kurabiye yapma gibi bir sürü öneriyi geri çevirince, aklıma bir zamanlar oynamaya bayıldığım ama uzun üsredir elimi sürmediğim boncuklarım geldi.

Önce pek ilgilenmedi ama ben mum ipe boncukları dizmeye başlayınca yavaş yavaş yanıma sokuldu.Beğendiği pembe renk ipe geçirebileceği iri delikli boncukları ayırmama yardım etti.Canının istediği sırada geçirdi boncukları,benide hiç birşeye karıştırmadı.

Zaten bende biraz heveslenip boncukları ortaya dökmüşken internette gördüğüm bir kitap ayracını yapmaya başladım.

Elinin altındaki tüm boncukları kullandı.Bendenizde ipi uzun kesip arkadan bir düğüm atınca Eylül Ilgın ilk kolyesini yapmış oldu.


Dedim ya şu can sıkıntısı çok fena birşey:)Ama sıkıntıyı atmak yaratılan eserlere değiyor.Eylül Ilgın bundan seneler sonra bu kolyeye bakıp ne der bilmiyorum ama şu anda yarattığı şeyle övünüyor.Kendi emeğiyle yaptığı kolyeyi takmak çok hoşuna gidiyor.Haksızda sayılmaz,benim canım bile takmak istiyor bu kolyeyi,ne de olsa kızımın emeği ama Eylül Ilgın şimdilik bana bile ödünç vermiyor kolyesini:)


18 Eylül 2008 Perşembe

ÇİLEKLİ GÜNLER

Ne zamandır köpek istediğini cümle alem biliyor artık.Verdiğimiz söze sadık kalmak için eşimde daha fazla beklemedi ve elinde küçük bir terrier ile çıka geldi birgün.


Evet,tanıştıralım bu Çilek:)Aslında Eylül Ilgın ismini Çiçek koymak istiyordu ama üst kat komşumuzun adını köpeğe vermenin pek doğru olmayacağını düşündük.Kuzuyada durumu açıkladıktan,çiçekten vazgeçip Çilek koydu adını.Daha 3,5 aylık dişi bir yavru...




Çilek'in bize ve eve alışma devresinde babaannenin evde olmaması işimizi kolaylaştırdı çünkü o biraz huylanıyor hemde korkuyor.Bu arada hangisi olursa olsun çoçuk milletinin maymun iştahından haberimiz olduğu için pet shopla anlaştık ve alışamama durumunda geri alma konusunu karara bağladık.


Eylül Ilgın en sonunda isteğine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor.Çileği hiçbirimize teslim etmek istemiyor,başından bir an olsun ayrılmıyor.Sevmesi güzelde bir canlıyla uğraşmanın zahmetli birşey olduğunu anlaması gerektiğini düşündüğümüzden,birçok sorumluluğu ona zimmetledik. Şimdilik hayatından ikiside memnun görünüyor.

Birbirleriyle oynamaya bayılıyorlar,Eylül Ilgın Çilek'i bizden kıskanmaya bile başladı. 1-2 defa okul çıkışına götürdüm köpeğini,o kadar çok sevindiki.Sınıfındakilere çoktan anlatmış bile.Yolda Çilek'i sevmeye yanaşanlara çeşitli önerilerde bile bulunuyor:)

Babaannemiz ilk gördüğünde hafif bir şok geçirdi ama yavaş yavaş oda alıştı.Eylül Ilgın'da şimdilik hevesinden birşey kaybetmedi ama bu ilgiyi sınamak için uygun bir zaman bekliyoruz.Sonuçta eğer bir canlının sorumluluğu alınacaksa evdeki herkesin katılımı ve isteğiyle birlikte olmalı ve kısa vadeli bir heves için hayvanlar suistimal edilmemeli.


10 Eylül 2008 Çarşamba

İLK GÜN..

Geçen hafta boyunca 1-2 satlik alıştırma günlerine gittiğimiz halde bugünün anlamı farklıydı ikimiz için.Nede olsa okulun asıl ilk günü bugün.Sabah erkenden güler yüzüyle kalkıp mızmızlık yapmadan hazırlıklarımzı tamamladık.Kapının önüne çıktığımızda sanırım ben ,Eylül Ilgın'dan daha heyecanlıydım.Okulun merdivenlerini alıştığını kanıtlamak istercesine tek başına çıkmak istedi.Alıştırma haftasında da ayrılık sorunu yaşamamıştık,şükürler olsun ki bugünde yaşamadık.Hatta ağlayıp,sızlayan bir sürü çoçuğa inat(ki nedense hepsi erkekti:) " Ben iyiyim,merak etme."diyerek beni eve gitmem için ikna etmeye çalıştı.


Ama her konuda inanılmaz geniş olan ben nedense bırakıp gidemedim onu.Sanırım onun bana değil,benim ona ihtiyacım olduğu için gidemedim.Onun bu kadar hızlı büyümediğine inanayım diye eve geri dönemedim.Başka annelerle konuşurken,sınıfın kapısı bir an açılırda,bensiz geçirdiği dakikalarda neler yaptığını görebilirim diye bekledim.Tamam kabul ediyorum,bugün aşırı duygusal davrandım ama bazen ona yetişemediğimi düşünmek beni delirtiyor.Bugünde o günlerden biriydi galiba.



Sınıfın kapısı açılıp tren olmuş bir halde sınıftan yemekheneye giderlerken neradeyse ağlayacaktım.Görende çocuk üniversiteden mezun oluyor zanneder:)Topu topu 5 yaş grubu anasınıfına yarım gün gidiyor ama kazın ayağı öyle olmuyor.Her nefes alışı armağan değerinde olunca bu minik şeylerin,yaptıkları herşey şölen değerini alıyor gönüllerde...


Sonunda yarım günün sonuna geliyoruz.Terden sırılsıklam olan üstünü değiştirip eve yollanıyoruz. Eylül Ilgın her yaptığını,hiçbirşeyi atlamadan anlatmaya çalışıyor bana;bense onu dinliyorum ama aklım ,her dakika büyüyen bu mucizeyle ilerde başıma gelecekleri tasarlamaya çalışıyor.


İlk günümüz birazda parkta oynayarak sona erdi ama nedense bu yarım gün beni ondan daha fazla yordu:)Okul maceramızı bile keyifle hale getirdiğin için sağol güzel kızım,Seninle duyduğum gurur her gün biraz daha artıyor.

06 Eylül 2008 Cumartesi

FINDIK BU KADAR SEVİLİR Mİ?




Eğer söz konusu olan Eylül Ilgın'sa bu kadar sevilir:)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

GARFİELD KOMEDİ FESTİVALİ

3. filmden pek hoşlanmamıştım ben ama Eylül Ilgın yinede gitmek istedi.Sanırım yaz boyu gitmediğimiz için sinemanın havasını özledi.Film hakkında çok fazla söyleyecek birşeyim yok,güzel vakit geçirilecek bir çizgi film sadece.Vermeye çalıştığı dersi ise kızımın yaşında bir çocuğuna anlaması biraz zor.Bizim gibi vakit geçirmek için gidebilirsiniz ama ne kendi adınıza,nede çocuğunuz adına fazla birşey beklemeyin derim.

Dönüş yolunda yere atılmış bir bisküviden kışlık yiyeceği depolamaya çalışan bir karınca sürüsü gördük.Benim meraklı ve hayvansever kızım hemen onları seyretmeye başladı.
O kadar çok seviyorki hayvanları,küçük böcekleri incelemeyi...Ona kalsa karıncalar tüm bisküviyi taşıyan kadar seyretmeye kararlıydı ama ben fazla vaktimiz olmadığını söyledim.Bunun üzerine onun teklifi daha akılcıydı.Karıncaların yuvasını bulup bisküviyi oraya koymalıydık.Yaptık efendim:)Eylül Ilgın karıncalar yorulmasın dediği için parçayı aldık ve yuvaya çok yakın bir yere koyduk.Bizden bu kadar,gerisi karıncaların bileceği iş...


22 Ağustos 2008 Cuma

ONURCAN GİTMEDEN ÖNCE...
















Dayısı Onurcan İstanbul'a dönmeden önce son gezintilerden bir kaç hatıra...

17 Ağustos 2008 Pazar

DENİZ GÜNLERİ


İstanbul dönüşünde küçük erkek kardeşim Onurcan'ı da getirmiştim Ordu'ya.Bakmayın küçük dediğime henüz 13 yaşında ama boypos yakışıklı bir delikanlı kıvamında:)Hem küçük dayı için okul öncesi son bir tatil olur hemde Eylül Ilgın sevinir demiştim.Planlardan 2.'nin ağırlık kazandığını söylememin hiç gereği yok sanırım.


Eylül Ilgın'ın utangaç dayısı budur:)"Çekme abla ya!!!" çığlıklarının arasında zorla yakaladığım pozlardan bir tanesi...

Bu da bildiğiniz üzere benim biricik kızım.Dayısı çekme diye bir yandan bağırdıkça o"Beni çeksene"diye diğer taraftan eşlik ediyordu.

Bu fotoğraf ayak fetişisti olduğumdan değil,Eylül Ilgın "Ayaklarım ne kadar güzel görünüyor dimi anne?" diye sorduğundan çekilmiştir.Malum amacımız güzellikleri çekmek:)



Havanın bulutlu olduğu zamanlarda, dalgalarla biriken kumun oluşturduğu doğal barikatın üstünde yürümek çok zevkli oluyordu.Benim güzel kızımda en çok"Martıları sevicem." deyip onlara doğru koşarken,sırayla havalanmalarından hoşlanıyordu.



Bu kuma gömülme hadisesi nerden çıktı bilmiyorum ama son zamanlarımızda en çok eğlendiğimiz oyunlardan biri oldu.İkna edebildiği herkesi (beni sadece ayaklarım için ikna edebildi:),ikna edecek kimse bulamadıysa kendini bol bol kumlara sakladı.

Bu arada benim güzelim gözlüğümün o kumların arasına nasıl girdiğinden kimsnein haberi yoktu.

Kendisine yardım edenlerle yetinmedi;son düzeltmeleri kendisi yaptı:)

Büyüklerin kimilerini internet cafeye,kimilerini eve gönderdikten sonrada kimseyle palaşmayı sevmediği Doritos'unun keyfini çıkardı.

Gölgelerde kendi kendine oynayıp,bana bol bol fındıklı çorba yaptı ve bu çorbayı en güzel kendinin yaptığını söyledi.Bol miktarda ince kum,biraz deniz suyu ve minik taşlardan oluşan bu çorbayı gerçekten Eylül Ilgın'dan daha güzel yapanına rastlamadım:)

Arada anneyi uyuttum sanıp tarzanlık çalışmalarınada çıktı ama sonunda poposunu ağaca o kadar fena sürttü ki uzun bir süre ağaca kötü kötü bakıp,ağaçlar tırmanmanın acılı birşey olduğundan bahsetti herkese.

Bu kadar hengamenin ve uğraşın arasında kendine küçük kardeşlerde bulmayı ihmal etmedi. Kampın kızımdan sonra en küçüğü olan Zümra'da zaten bizim aileye katılmaya çoktan razıydı.Geceleri yorgunluktan erkenden uyuyan Eylül Ilgın'ı "Elü Igı" diyerek arayan Zümra'yı kollarımda uyutmak ise genelde bana kaldı.

02 Ağustos 2008 Cumartesi

ÇADIRDA SON MANGAL....

Fındık sezonu başlamadan önce son bir mangal yapalım demiştik.Denize karşı oturup,tazecik etlerin ve mis gibi bahçe sebzeleriyle yapılan salataların tadına doyamadık ama beni asıl sevindiren başka birşey oldu:Kırmızı küçük bir atv aracı...
Aslında aracın benimle bir ilgisi yok,Eylül Ilgın o kadar çok eğlendi ki atv ile,benimde sevesim geldi:)

Üstünden inmeden defalarca fotoğraf çektirdi.Her bir gezintiye kendinide dahil etti.Rengini ayrı,küçüklüğünü ayrı beğendi.


Gerçi ben bile bir ara binmek için çok heveslendim ama o kadar çok çocuk vardı ki bana sıra gelmedi.Bende tüm hevsimi fotoğraf çekmeye vakfettim:)

Arada bu tarz etkinlikler çok iyi oluyor.Maksat mangal yemek değil,çocuklar eğlensin:)

29 Temmuz 2008 Salı

KEK BÖYLE YENİR...

Denize girilecek hava olmadığı için, Eylül Ilgın ablalarıyla oynarken bende kıyıya çekilmiş dubanın üstüne çıkıp Karadeniz'i seyre daldım.Oyunu bırakıp gelmiş yanıma"Güzel bir kekle neskafe ne güzel gider dimi? diye soruyor bana:)

Eylül Ilgın'a çikolatalı,kendime vanilyalı neskafe yapıp oturdum yanına.O kekini yerken dayanamayıp çektim fotoğraflarını.Eskiden çikolata,gofret veya kek yerken önce dışını yerdim,sonra içine geçerdim.Bunu bırakalı çok olmasına ve Eylül Ilgın'ın karşısında kimse bu şekilde birşey yememesine rağmen bu çocuk nasıl oluyorda benim gibi yiyebiliyor?


Biri bana bunun nasıl olduğunu anlatabilir mi?

Kızımla yanyana oturup denizi seyrederken damarlarımdan fışkıran bu zevkin kaynağının ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

Yada bir insanın o minik ağıza giren kek olmayı istemesi için deli olması gerekli midir ?
Eylül Ilgın'ınotoğraflarını çekip kafamda buna benzer bir sürü soruyu düzene sokarken kızlar yetişti imdadıma.Ellerindeki minnacık sarı tırtıl hepimizi neşelendirdi.



Onlar tırtıla ,bende onların neşesine hayran kaldım:)

18 Temmuz 2008 Cuma

DOKTOR AMCALI GEZİNTİ

Ne ben ne Eylül Ilgın,ne de bizim biricik doktorumuz Ordu'yu gezmeye doyamıyoruz.Ayda bir defa olan düzenli iş ziyeretlerinde hem onu hem kendimizi:) gezdirmek bizim için bir ritüel oldu.Her seferinde farklı bir yere gitmeye çalışıyoruz,gerçi zamanları çok kısıtlı ve yorgun oluyorlar ama yinede bu güzellikleri gezmek doktorumuzada iyi geliyor.Doktor doktor diye kimden mi bahsediyorum?Eylül Ilgın'a değen ilk elden,kuzumun nefes almasına yardım eden o tatlı adamdan yani Dr.Tufan Babayiğit'ten..Eylül Ilgın'ın doktor amcası,benim tanıdığım en şahane insanlardan(ki o kadar azlar ki) birisidir kendisi...Azcık ta obur ama olsun her güzelin bir kusuru var di mi?:)


Şimdide gittiğimiz yerden bahsedeyim.Burası Perşembe'nin Mersin Köyü'nde olan Çamburnu Restaurant...Eski yol diye tabir edilen sahil yolunda kalmasına rağmen müdavimleri tarafından hiç unutulmuyor.Şu manzarayı görüpte unutmak pek te mümkün olmasa gerek.

Bizim anne-kız en büyük zaafımız deniz kıyıları galiba.Görünce dayanamayıp yanına gitmek için her yolu deniyoruz.Patika bir yoldan usul usul giderek aşağıdaki sahile ulaşınca taşların üzerinde seken minik kuzuyu görmek için defalarca inip çıkabilirim o yolu.

Birkaç küçük taş seçip cebine doldurduktan sonra,saz benzeri uzun bir bitki buldu yerde Eylül Ilgın.Kendine oturacak güzel ve büyük bir taş bulduktan sonra başladı hayali olta yaptığı uzun otuyla! balık tutmaya:)

Yolun yarısını sırtımda,yarısını kendi emeğiyle çıktıktan sonra bile devam etti oltasıyla oynamaya.Bu oyun girişte gezinen kedileri görene kadar devam etti.Biz başladık kedi kovalamaya.Garsonların biri oturduğumuz yerde yavruları olduğunu ama duvardaki oyukta saklandıklarını söyleyince aklı başından gitti Eylül Ilgın'ın...Koştura koştura indik hemen duvar dibine.Neler yapmadık o küçücük oyuktan çıksınlar diye..Gel pisi pisiler,mivaylamalar,Eylül Ilgın'ın köftelerinden,doktor amcanın balıklarından çalıp oyuk önlerine koymalar:)


Kendileri çıkmasada minik başlarını dışarı çıkardılar ve Eylül Ilgın en güzel seyirlerinden birine daldı.

Karınları doyan iki minik i dinlenmeye çekilinceEylül Ilgın'ı oyalamak bize düştü.Babasına şut çekerek,boyuna bakmadan kilolarca ağırlıktaki el değirmenini çevirmeye çalışarak,babaannesiyle hamakta ve salıncakta sallanarak yine en çok eğlenen olmayı başardı.

Bu kadar eğlencenin üstünede kedilerden artan soğumuş köftelerini yedi .


Tufan amcaya dondurma karşılığı verilen öpücüklede günün finalini yaptı.

Hem kendini,hem bizleri eğlendirdiğin;sevincimizi kat kat arttırdığın için çok teşekkürler güzel kızım.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

ISLANMAK GÜZELDİR

Sanırım bloğu ben yazdığım için genelde kendimle ilgili şeyleri anlatıyorum.İnsanoğlu çekiç misali,hep kendine yontarmış ya...Yinede şu anı yakalayamasaydım çok üzülürdüm.

Yıkanan arabaları seyredip sıramızı beklerken kenardan köşeden gelen sularla oynuyordu Eylül Ilgın.Daha fazla suya girip girmek istemediği sorusuna gözlerinin içi parlayarak ve sırıtarak cevap veren bir kızınız olursa bu sahnelerin gerçekleşmemesi imkansızdır zaten:)

Keşke dedim birisi beni de kucaklayıp götürüverse :) İyiki varsın Ferdi,İyiki Eylül Ilgın'ın hayatındasın...

09 Temmuz 2008 Çarşamba

BİR PAZAR SABAHI...

Günlerden bir pazar...Sabahın altısında kalkınca yapılacak en iyi şeyin elele verip dolşmak, dönüştede ekmeğimizi gazetemizi almak olduğuna karar verdik Eylül Ilgın'la.

Otoyol yapılırken mahvolan sahilleri düzeltebilmek adına (ne kadar başırılı olunur bilinmez) "T" şeklinde taşlardan limanvari yerler yapmışlar.Onların ucuna kadar gitmeyi,orada biraz oturup denizi seyretmeyi isteyen kuzuya kim hayır diyebilir?

Bizi kumsalda karşılayan martıların kenarlarda durup güneşe doğru bakmaları ise "Melekler Şehri"ndeki en sevdiğim sahnelerden birini hatırlattı.


Önüme,arkama,sağıma,soluma oturarak,taşların üstünde ordan oraya sekerek denizi seyrtemek Eylül Ilgın'ı çok keyiflendirdi.Sürekli olarak babasından yeni öğrendiği"Mavili mavili mor çiçek,mavili burdan geçecek"türküsünü söyleyip durdu.




İstedim ki bu güzellikte bir tanede benimle fotoğrafı olsun.K endi kendimize çekince ancak bu kadar oldu.Zaten benim en büyük sıkıntılarımdan bir tanesi bu konu.Ben kızımın heryerde ve herkesle fotolarını çekmeye çalışıyorum ama kimse benimle kızımı çekmek istemiyor:( İstediğim profosyonel makineyi alınca belki eşimde heveslenirde bizi çeker...

Dönüş yolunda,normalde koparmaya kıyamayacağımız güzellikte bir ayçiçeği gördük kaldırımın köşesinde.Eylül Ilgın çiçekleri zaten çok sever,bu işe gizli gizli sevindi.Çıtır çıtır eklerimizi ve gazetemizi alıp çadıra döndüğümüzde herşey bıraktığımız gibiydi.Sessiz ve sakin...Tam kumlarla oynama zamanı...

04 Temmuz 2008 Cuma

UÇURTMA FESTİVALİ

Tarih:14/06/2008
Yer:Ordu/Sahil

Cumartesi günü eşim çalışırken yapılabilecek en güzel şeylerden biri Eylül Ilgın'la beraber gezmek.Önce Uçurtma Festivaline,sonrada hemen yanındaki meydanda kurulu oyun alanına gitmeye karar verdik.Kendi çapında küçük bir organizasyondu ama yinede güzel dakikalar geçirdik festivalde.








Halk oyunu oynayanları seyrettik,uçurtmaların yanına gittik,müzik olduğu müddetçe Eylül Ilgın oynadı ,bende çimenlere serildim,bol bol çekirge gibi zıplayan kızımı seyrettim.

Önce biraz parkta oynadı Eylül Ilgın,sonrada havayla şişirilmiş yumuşacık oyun alanında.


Şu tırmandığı şeyin adını bilmiyorum ama 7 yaş ve üstü çocukların kullanımına uygun birşey olduğunu biliyorum.Genelde de hep büyük yaş çocuklar olurdu zaten üstünde.Eylül Ilgın'da hep çıkmak ister ama bir türlü benden izni koparamazdı.O gün nasıl olduysa hiç büyük çocuk olmadığını farkettik ve ufak bir gülümsemeden sonra görevliden izni aldık.Hani derler ya "düz duvara tırmanır "diye,aynen öyle oldu.Kuzum sanki idmanlı bir sporcu gibi hızlı hızlı tırmanırken benim bile şaşkınlıktan gözlerim açıldı.Sportif faaliyetlere yönlendirilmesi gerekiyor sanırım Eylül Ilgın'ın...Bazen aklımdan geçiyor,ona yönlendir,buna yönlendir,ne olacak bu çocukların hali diye:)Sonra kendime telkinlerde bulunup,istemediği şeyi zaten yapmayacağını söylüyorum...

Yalnız gerçekten zıplamak ve tırmanmak deyince akan sular duruyor kızım için.Ne yumuşacık trabzanlarda zıplamaktan bıkıyor,nede buluğu her taş parçasına tırmanmaktan...Aşağıdaki fotoğraflarda özel isteği üzerine çekildi zaten.Yüksekten herşeyin daha güzel gözüktüğünü söylüyor Eylül Ilgın.Huylar kalıtımla geçerde,bu duygular nasıl geçiyor anneden çocuğa bir türlü anlamıyorum.

30 Haziran 2008 Pazartesi

ANASININ KIZI

Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmada ebeveynlerin rolünün ne kadar önemli olduğundan hep bahsedilir.İşte size kanıtı:

Bu aralar benim kitaplarıma merak saldı Eylül Ilgın.Kızım doğduğundan beri kitaplarımın ilk sayfalarına onun adını yazıyorum,sorduğu zaman evdeki kitapların zaten onun olduğunu,ama okuması için biraz daha büyümesi gerektiğini söylüyorum.Yinede okuduğum kitapları ellemekten,incelemekten büyük zevk alıyor.

Önceki gün yemek sofrasındayız.Eylül Ilgın yine kumlarla oynuyor sandığımdan,kumsala doğru yöneldim.1-2 adım atmadan gözüm hamağa takıldı.Hamakta kitap okuyan o küçük şeyi ürkütmeden hemen makinemi alıp fotoğrafını çektim.

3. fotoğrafta beni farketti.Kitabı beğenip beğenmediğini sordum.Beğendiğini ama resimleri olsa daha da beğeneceğini söyledi:)İçimden okuduğum kitaplara resim çizmek geldi:)

23 Haziran 2008 Pazartesi

iLK MEKTUBUMUZ VE ÇADIRDAN NOTLAR...



Oturuyoruz bir akşam.Birdenbire "Bize niye hiç postacı gelmiyor?" diye sordu.Geldiğini ama bizim görmediğimizi söyledim,bu seferde "Geliyorsa bana niye hiç mektup getirmiyor?"dedi. Bunun üzerine onunda kimseye mektup yazmadığını söyledim."Yazsaydık o zaman" diye cevap veren Eylül Ilgın'a yapılacak en doğru şey bir mektup yazdırmaktı.Mektubun uzaktaki sevdiklerimize gönderildiğini anlattım ve kime göndermek istediğini sordum."Sanem hem uzakta hem de onu seviyorum, ona gönderelim."dedi.Yazdık mektubu ,daha doğrusu o söyledi ben yazdım;altınada elinde çiçekleri olan kendi resmini çizdi.Çok sevdiği Hello Kitty'li bir mektup kağıdının üstüne ikisinin isimlerini yazdı.Kedili mıknatıslı küpelerinide ekleyip zarfı kapattı. Pembe zarfının üzerine yine Hello Kitty'li bir çıkartma yapıştırıp,postaneye gidecek uygun bir gün beklemeye koyulmuştuk.O gün bugünmüş:)Gerçi Eylül Ilgın puluda zarfın üstüne kendisi yapıştırmak istiyordu ama biraz anlatınca ikna olup mektubunu postanedeki bayana verdi.Aynı bayan daha müsait bir zamanda gelirsek bize pul konusunda yardımcı olabileceğini söyleyince sevindik.Şimdide Eylül Ilgın pul almaya gideceğimiz zamanı beklemeye başladı.


Bugünün Eylül Ilgın için 2. önemi ise anaokulu ön kayıtlarının kesimleşmesi için kura çekilecek olmasıydı.Eşimin sınav giriş işlemlerini halledince anaokuluna gittik,kura için geldiğimizi sorunca grubumuzu sordular.5 yaş grubu sabahçı olduğumzu söyleyince iyi haberi aldık.Kura çekilişi yapılmayacak 2 gruptan bir tanesi bizimkiymiş:)Çalışan anneler genelde tam günü,ev hanımı annelerde rahat olabilsinler diye genelde öğleden sonrayı istediklerinden sabahçı yarım gün grupları genelde en az öğrencili ve en rahat gruplar olurmuş.Ne sevindim ne sevindim.Yarından itibaren kesin kayıtlar başlıyor,en kısa zamanda evrakları tamamlayıp kesin kaydıda yaptırıp işi garantiye almak gerek.



Eylül Ilgın 4 gündür yorgunluktan mahvoldu.Evimize sadece 5 km uzaklıktaki Efirli'de deniz kenarında çadır kurduk.Hepimiz için tam eğlencelik ama en çok Eylül Ilgın eğleniyor galiba.Pazar akşamı çok fazla yağmur yağdığı için dün denize giremedik ama sahilde gezinmeyi ihmal etmedik. Birde kamp sahiplerinin "Beyaz" isimli bir köpeği var.Eylül Ilgın ona bayılıyor,babaannesinin tüm bağırmalarını kulak arkası edip tüm gün onunla koşturup,seviyor.



Akşamları tüm günün yorgunluğunu atmak için ya televizyonda 1-2 çizgi film seyrediyor yada babasıyla beraber ateş yakıp karşısında oturuyor.Çok soğuk gecelerde eve gelmek istemiyor. Yaz bitiminde çadırdan nasıl çıkaracağız şimdiden kara kara düşünüyorum:)

20 Haziran 2008 Cuma

AZMİN ZAFERİ

Tarih :5 Haziran 2008

Eylül Ilgın için önemli bir gün çünkü ne zamandır istediği oyuncağa kavuşuyor.Sanırım 1 ay önceydi.Eski Fidangör'de görünce aşağıdaki evi çok hoşuna gitti."Aynı bizim gibiler anne " dedi.Önce anlamadım ama oyuncağı inceleyince evin içindeki ailenin anne,baba,kız çocuğu ve sarı bir köpekten oluştuğunu farkettim:) Gerçi bizim hanüz köpeğimiz yok ama yaz bitince alacağımız için o varmış gibi düşünüyor.
Neyse fiyatını gidip kendi sordu ve dönüp bana "60 ytl çok para dimi anne ?dedi.Ben daha cevap vermeden çok beğendiğini ve almak istediğini de ekleyiverdi.Bende eğer kumbarasında para biriktirirse ona alması için yardım edebileceğimi söyledim.Özellikle babasının yardımlarıyla 1 ay da parasını biriktirdi.


Ve şimdi evde mutlu mutlu oynuyor.Ev gerçekten çok güzel,kapısında gerçek bir zili ve lambasından küvetine,müzik setinden pufuna kadar herşeyi var..Kumparada para biriktirmeyi zaten seviyordu ama bir amaç uğruna hiç biriktirmemişti.Bu sayede beklemeyi ve eşyanın kıymetini öğreniyor.Artık kendisi "Eğer para biriktirsem istediğim oyuncağı alabilir miyim ?" diye soruyor bize...Ve bunu eziyet olarak değil,kendi parasıyla almanın zevkine vararak isteyerek yapıyor.Bu kız kesinlilikle bizden akıllı olacak:)

27 Mayıs 2008 Salı

TİYATRO FESTİVALİNDEN ANILAR...

Afişi görünce çok sevindim ve heyecanla Eylül Ilgın'a ne olduğunu anlatmaya başladım.Geçen sene bu zamanlarda düzenlenen festivale köyde oturduğumuz için gelememiştik ama bunu kaçırmaya niyetimiz yok:)

4.Ordu Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali ile ilgili basılan kitapçıklardan birini edinip inceledim.Vaktimiz olduğu müddetçe hepsine gitme kararı aldık.Eylül Ilgın'a tiyatroyu anlatmak biraz zor oldu ama kalanını seyrederken anlayacağını umdum.Festivalin açılışı çok güzel ve büyük bir kortej yürüşüyle yapıldı.Rengarek balonlar ve kıyafetler küçük büyük demeden herkesin ilgisini çekti. OBKM'ndeki ilk gösteri Eylül Ilgın'la benim çok meraklandığım ama eşim izin vermediği için kursuna gidemediği baleyle ilgiliydi.Tan Sağtürk Bale okulu'nun Samsun şubesinin gösterisi gerçekten çok güzeldi.Sadece balenin değil modern danslarında yapıldığı gösteride kızımın sevinci ne kadar doğru bir iş yaptığımı gösteriyordu.Salondaki en ufak çocuklardan biriydi ve gerçekten kendinden yaşça büyük bir sürü çocuktan çok daha güzel bir izleyici oldu.
2. izlediğimiz gösteri Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin sergilediği "Karagöz ve Hacivat ile Cumhuriyet'e Yolculuk'tu.Bu sefer daha fazla seyirci kapasitesi olan AKM' ye gittik kızımla.20 dakika önce gitmemize rağmen en arkalardan yer bulabildik fakat Eylül Ilgın'ın fıldır fıldır dönen gözleri balkon bölümündeki boş koltukları gördü hemen.Görevlilerden nasıll çıkılacağını öğrenip hemen o bakir alana koştuk. Hacivatla Karagöz'ün atışmaları tüm salon gibi Eylül Ilgın'ı da çok eğlendirdi. Oyuncuların opera tarzında seslendirdiği bazı oyun şarkılarını anlamasada, kızım tahmin ettğim kadar çok sıkılmadı.Kötü mikroplar olan "Şapşal virüs " ve "Somurtuk virüs"ün varlığı oyunun en beğenilen yönlerindendi.Velhasıl anne - kızın ilk opera deneyimi oldukça verimli geçti.





Daha sonra Mehtap Ar'ın (hani şu Müjde Ar'ın kardeşi olan) kurucusu olduğu Art Tiyatro'nun "Arkadaş" isimli oyununa gittik.Mehtap Ar'ın daoynadığı eserden Eylül Ilgın biraz sıkıldı.Sanırım son 15 dk çıktık.Aslında ne yalan söyleyeyim bende sıkıldım.Konusu arkadaşlık gibi güzel bir kavramı içersede sözlerin yavanlığı ve araya giren kişisel konuşmalar beni baydı.




Balkon seyrini alan Eylül Ilgın Üsk kattan vazgeçmedi:)


Son olarakta “ETİ Çocuk Tiyatrosu”nun “Alice Harikalar Diyarında" isimli oyununa gittik.İyiki de gittik.inanılmaz güzeldi.Ben Alice'yi çok sevrim zaten.Eylül Ilgın'a anlatmayı hiç denemedim yaşına göre uzun ve karışık olacağını düşünmüştüm.Tiyatro oyunu sayesinde hikayenin özünü kavradı.En kısa zamanda güzel resimleri olan bir Alice kitabı almalıyım ona.Şimdiden geceleri masal olarak anlattırmaya başladı bile.Kostümler,müzikler,oyuncular; herşey o kadar güzeldi ki sadece bravo diyorum.Eti Çocuk Tiyatrosu'nun nerde oyununu görsem kızımı gözüm kapalı götürürüm artık. Aslında Alice'nin de bir sürü resmini çekmiştik ama hepsini yanlışlıkla silmişiz.( Alttaki resimleri internetten bulduk.)Eylül benden Alice'in giydiği mavi elbiseden istiyor,benzer birşeyler bulmam lazım galiba:)



Aslında gitmek istediğimiz bir çok oyun vardı ama babaannemizin işi çıkınca Eylül Ilgın'da onunla beraber Giresun'a gitmek zorunda kaldı.Ama 3 günlük bu festival bile Eylül Ilgın'ın dünyasında yeni bir kapı açtı.Şimdiden bir sen sonraki festival için "Gidelim,tamam mı?" diye tutturmaya başladı.
Bu kadar güzel olayın içinde tek birşey bizi üzdü.Evet,şu yerlere yırtılıp atılan festival kitapları.
Eylül Ilgın görünce o kadar kızdı ki,bu fotoğrafı çektikten sonra söylene söylene hepsini toplayıp çöpe attı.Daha minnacık beyinlere kağıt israf etmemeyi,yerlere çöp atmamayı öğretemeyen herkesi kınıyorum.

Bu da Ordu Belediyesi'nininternet sitesinde konuyla ilgili olarak çıkan haber:

ORDU(ANKA) - Ordu Belediyesi ve TOBAV işbirliği ile 2-8 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan " Ordu Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali"nin dördüncüsünde, yurtdışından 6, yurtiçinden 8 olmak üzere toplam 14 farklı grup sahne alacak.Sanatın, bir yaşama biçimi olarak, demokrasi kültürünü oluşturacak en temel disiplinlerden biri olduğu inancıyla, düzenlenen "4. Ordu Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali"nde, tiyatronun demokrasi kültürünü oluşturan ve süreci yaratan işlevine inananlarla birlikte daha geniş platformlara ulaştırılması hedefleniyor. Bu kapsamda festivale İtalya'dan Silenco Tiyatro "Barok Öneriler" adlı oyunuyla, Hollada'dan De Stilte Tiyatrosu "Oyuncu Kuşlar" adlı oyunuyla, Portekiz'den A menina dos meus olhos Tiyatro Grubu "MegaGigaFruitiByteJackPote" adlı oyunuyla, Rusya'dan Tiyatro Jangar "Beyaz Ay Masalı" adlı oyunuyla, Ukrayna'dan Tiyatro Lyal'ok "Kaplan Petrik" adlı oyunuyla ve Sırbistan'dan Tiyatro Pozoriste Mladih "Bulut ve Kumul" adlı oyunuyla katılacak. Yurtiçinden ise, TAB Sanat Tan Sağtürk Bale Okulu, Ankara Sanat Tiyatrosu "Asteriks ve Oburiks Kurnazlar Ormanında", Akbank Karagöz ve Kukla Tiyatrosu "Rüya", ETİ Çocuk Tiyatrosu "Alice Harikalar Diyarında", ART Tiyatrosu "Arkadaş", Konya Devlet Tiyatrosu "Midas'ın Kulakları", Çankaya Belediyesi Çocuk Tiyatrosu "Pippi Uzunçorap", Devlet Opera ve Balesi ise "Karagöz ve Hacivat" adlı oyunlarıyla festivalde olacak. 40 yıllık tiyatro geçmişine sahip Ordu, gençlerin yanı sıra tüm tiyatro ve sanatseverleri "4. Ordu Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali"nde bir araya getirecek.
Ps:Afişi gördüğüm ilk gün resmi eklemiştim.Bu yüzden yazı festival tarihinden çok önceye aitmiş gibi görünüyor.Yani pc'nizin tarihinde bir hata yok:)

26 Mayıs 2008 Pazartesi

HAYVANAT BAHÇESİ


Aslında bu ay o kadar çok şey yaptık ki Eylül Ilgın'la,hiçbirini buraya yazmadığım için kendime kızıyorum.Arka arkaya bir kaç post yazsam bile kendime kızgınlığım geçmeyecek ama ben yinede yazayım.Mesela bu yazı hayvanat bahçesine dair olsun.Tarih 13 Mayıs. Eylül Ilgın ilk defa hayvanat bahçesine gitti.Eğitimde olduğum için ben katılamadım onlara ama o günkü güzel hava kaçırılmayacak bir fırsattı.Samsun'a asıl gidiş sebebi olan evraklar halledilince güzel bir yemek yemişler babaanne,baba ve çocuk üçlüsü olarak.Yemeğin ortasında "Baba benim niye hiç amcam yok ?"diyen Eylül'e uygun bir cevap düşünülürken,O çoktan önüne gelen garsona amca demeye başlamış bile.




Hayvanat bahçeleri bende hep çelişik duygular uyandırmıştır.Eylül Ilgın'ın konuşmalarında da aynı hissi farkettim.Hem o kadar hayvanı bir arada gördüğü için çok heyecanlıydı hem de onları sevemediği,kafeslerin arkasında cansız cansız durdukları için biraz hayal kırıklığı vardı.Eve gelince günü tüm ayrıntılarıyla bana anlattı.Çektikleri resimleri tek tek gösterdi ve yorumlarını ekledi.


En çok yukarıda resmi görülen aslanı anlattı çünkü ona çok kızmış:)Hiç kükremediği,sürekli uyuduğu için onu hiç sevmemişmiş.Birde fil ,zürafa ve su aygırı göremediği için üzülmüş.





Bir ara hayvanat bahçesine geziye gelen anaokulu öğrencilerinin arasına karışmış.Sağolsun öğretmenlerde kalabalığın keyfini sürmesine izin vermişler.


Yorgunluğunu banklarda oturarak attıktan sonra geri dönüş yolunda sürekli konuşmuş ta konuşmuş.Zaten gevezelikte anasına çeken kızıma konuşmak için bir sürü konu çıktı:)

05 Mayıs 2008 Pazartesi

SEBZELİ PAZAR

Eylül Ilgın perşembe gününden babaannesine gitmişti.Dünden onu almaya gittik.Bugünde yaylaya çıkma planlarımız vardı ama yağmur yağma ihtimali göze alarak vazgeçtik.Boş duracakta değiliz ya bizde köye çıkalım dedik.

Komşunun buzağısı bizim fındık bahçesine kaçmış,Eylül Ilgın da hazır bulmuş buzağıyı bir sevsem derdinde.
Bu kelebeğin peşinden az koşmadım bugün."Anne nolur gel seyredelim şunu."Tam yaklaşıyoruz kelebek tekrar uçup 1 metre ileriye konuyor,biz tekrar usul usul peşinden.Mübarek hayvan uçup gitse hem o kurtulacak ,hem ben.En sonunda yavaşça yaklaşıp çektim fotosunu,benim uyduruk makineylede bu kadar hoş çıkması hoşuma gitti.

Daha fotosunu çekmediğimiz bilumum köpek,kedi,kuş ve tavuk sevildikten sonra indik şenliğe. Şenlik buralarda sebze bahçesine verilen isim.Karalahanalar ,taze soğanlar,maydonazlar dolmuş taşmış bahçede.Eylül Ilgın tattamda(sırtımda yani),ilerliyoruz bahçede.Önümüze bezelyeler çıkıyor.Biz sultani bezelye diye biliriz ama karadenizde sadece bezelye diyorlar,henüz içi olmamış bezelye aslında.Bunun bir turşusunu,bir kızartmasını yapıyorlar, tadını sormayın gitsin.
Gerçi Eylül Ilgın ağzına bile sürmüyor ama toplamaya çok meraklı."Ne güzeller değil mi anne" diyor "Azcıkta yesen kızım" diye karşılık veriyorum "Senin için topluyorum annecim"cevabı yetiştiriyor.
Azcıkta üst bahçeye geçip tazecik bakla topluyoruz kızımla.Ben bayılırım baklaya,rahmetli anneannem ne güzelde yapardı sarımsaklı yoğurtla yerdim doya doya. Buradan topladığımız sebzelerin tadına doyum olmuyor.Bildiğiniz organik tarım işte.Diktikten sonra büyük anneannenin (kayınvalidemin annesi yani) ineklerinin oluşturduğu gübreden ve Allah vergisi sudan başka birşey karışmıyor topraklarına.


Eylül Ilgın kıvırcıkların karıncasız olanını ararken

gözüme ilişiyor bu minnacık fındık dalı.Bir kere daha şükrediyorum Allah'a bu güzellikleri görebildiğimiz için.

Bunların böyle ot bile olamamış hallerine bakmayın siz.1-2 haftaya kalmaz yemşeyil roka olacak onlar.Balık memleketi olan karadenizliler balığın yanına en çok yakışan şeyi yani rokayı bilmediklerinden(bilenlerde ufacık demeti 3 ytl ye satmaya çalıştıklarından) kendimiz yetiştirelim dedik,iyide ettik.

Bu boynu bükük şeyler ise 1 ay sonra kıpkırmızı domates olacaklar bizde organik organik yiyeceğiz.

Şu yukarıda gördüğünüz çiçekvari şeylerin adıda "Sakarca".Fındık bahçelerinin içinde kendiliğindne yetişen bu bitkinin de kızartması yapılıyor.

Toprağın altındaki kök bölümü zedelenmeden keserle topraktan çıkartılıyor ve çiçekleri kopartılıp kısa bir kaç işlemden sonra hooop sofraya konuyor.Aklıma gelmişken anlatayım dedim


Eylül Ilgın'ın bahçe turu,Ferdi'nin açık havada gazete okuma sefası tamamlanınca Ordu'ya geri döndük.Akşam maç olduğu için Ferdi dışarıdaydı, sümüklüböcek moduna geçen Eylül Ilgın ise sıcak bir duş alıp biraz çilgi film seyrettikten sonra yorgunluktan uyuya kaldı.

30 Nisan 2008 Çarşamba

SİGORTALATTIRSAK MI,SİGORTALATTIRMASAK MI?


Dün akşam haberlerde gösterdi , insanlar çocukları 5 sene önce emekli olabilsin diye saatlerce sırada beklemeyi göze almışlar. Ne yalan söyleyeyim bir ara benimde aklıma gelmedi değil ama sonra içim elvermedi.Sigorta primleriyle yapılacak birikimden daha fazlasını yapabileceğimi kendime anlatmam yararlı oldu sanırım.Sonra birden aklıma bu resimler geldi.Eğer Eylül Ilgın'ı oto yıkamada çalışıyor gösterseydik pek yalanda söylemiş sayılmazdık herhalde. 2-3 hafta önce çekilen bu resimlerde kanıtlıyor ne demek istediğimi sanırım.


Ortak yaptığımız herşeyden büyük zevk aldığımız için yardım etmesini biz istedik,oda sağolsun kırmadı:)



Yaptığı herşeyde ne kadar özenli davrandığını bize bir kere daha göstermiş oldu.


Yorulup,üstüde yeterince ıslanınca işini bitirmenin verdiği zevkle eve gitmeyi uygun gördü.

19 Nisan 2008 Cumartesi

KARTLAR VE ANNELİK

Meraklı minik dergisini severek okuruz.Yanında verilen kağıtlarla çeşitli oyunlar oynar,sonra kağıt kutumuzda biriktiririz.Baktım oldukça fazla birikmişler,hazırda karışmışlar, gruplama alıştırması yapalım dedik.Nasıl mı yaptık?Aşağıdaki sırayı takip edin lütfen.
(Gülmeyin ciddi ciddi anlatıcam çünkü)

Önce kağıtlar kutusundan çıkartılır ve Eylül Ilgın tarafından bir güzel karıştırılır.


Anne tarafından her gruba ait öncüler uygun bir yere yerleştirilir.



Arada "Bunun adı neydi,çıkaramıyorum" tarzındaki sorulara cevap verilir.

Dizilen şeylerin adları söylenir,bazen isimler karışabilir önemli değildir.Arada ıspanağı yapraklara mı sebzelere mi koysam diye düşünen Eylül Ilgın'ın morali bozulmaz .

Dizdikçe dizilen kartlardan sıkılmayı önlemek için her 10 kartta bir Eylül Ilgın alkışlanır.


Hazır bu kadar kartı bir arada bulmuşken ufak bir sayma alıştırmasıda yapılır.Tüm bu sahneler anne tarafından sehpa tepelerine çıkılarak özenle kaydedilir:)


17 Nisan 2008 Perşembe

BİSİKLET SEZONU AÇILMIŞTIR




Yürüyüşe çıkacakken birden içime bir vicdan azabı düştü."Evde kalmana gönlüm razı değil, gelmek istemisin benimle?"dedim benim kuzuya.Sanki beynimden geçenleri okumuş gibi "Bisikletimide alalım mı?"diye dordu.Aramızda gerekli anlaşma şartlarını yaptıktan sonra(0 ,yoruldum deyip bisikletini bana taşırttırmayacak;bende hava bozmazsa dönüşte ona bir süpriz yapacağım)iniverdik hemen yamacımızdaki sahile.




Denizle yanyana giderek bisikletini sürdü.




Yorulunca yol kenarlarında dinlendi.



Çıkılacak,tırmanılacak yer görse dayamaz ya hemen merdivenlere saldırdı.Manzarayı seyretti,zorla bana birkaç poz verdi.



Bazı çiçekleri evde bekleyen babaannesine götürmek için kopardı.Bazılarını koparmaya kıyamadı sadece sevdi(özelliklede belediyenin diktiği laleleri)






En büyük meraklarından biri olan havuzları seyretti.



Ne üfleme çiçeğinden nede çubuk krakerinden vazgeçebildi.



Dönüş yolumuzda oldukça eğlenceliydi.Kısa boylu ağaçların altına girip minik kuşları dinledik. Güzel güzel çiçekleri seyrettik.Gazetemizi aldık.Ben gazetenin sayfalarına bakınırken,Eylül Ilgın parkta koşturup durdu.Onun elinde topladığı topladığı çiçekler,benim elimde bisiklet yorgun argın eve geldik.Yorulduk yorulmasına da böyle yorgunluğa can kurban...Kızıma,onunla geçirdiğim her dakikaya can kurban:)

14 Nisan 2008 Pazartesi

YAŞASIN ELMO'NUN DÜNYASI

Gazetelerden kupon biriktirmek tam benim işim.Zaten kesmeye ve saklamaya meraklıyım birde üstüne hediye alıyorum.Neyse efendim son zamanlarda okul öncesi eğitim materyalleri vermeye başlayan gazetelerden bizim işimize en çok yarayanı Hürriyet gönderdi.Susam sokağını seyretmeye bayılırdım sabahcı olanlar kaçırmasın diye yayınlanan öğleden sonra saatlerine yetişirdim.Ben ilkokul döneminde seyrettim ama kızımın 3,5 yaşına yetiştiği için mutluyum.15 cd'lik sete nerdeyse yok pahasına sahip olduk ,iyikide olduk.O kadar faydalı bilgileri,o kadar net bir şekilde öğretiyor ki bu cdler.Kızım zaten ayrıntılara meraklı bir çocuktu,şimdi her ayrıntıyı karşısındakinede aktarmaya çalışıyor.Herşeyi planlayıp aşama aşama anlatıyor.Mesela:

-Bak anne,bu pijamanın önce önünü buluyorum,sonra sağ bacağımı geçiyorum,arkasından sol bacağımı içeri sokuyorum(bu arada bunları uygulamalı gösteriyor),of olmadı ikiside aynı yere girdi,baştan alıyorum.......
böyle sürüp gidiyor tüm günümüz.Aşağıya resimlerini eklediklerim en favorileri.Çoğu zaman oturup beraber izliyoruz.Bay şapsal ve Balık Dora'nın katkılarıyla hem eğleniyor hem de birşeyler öğreniyor Eylül Ilgın.Gerçi bana kalsa susam sokağında "Kurabiye Canavarını" tek geçerim ama cdlerde baş karakter Elmo olduğu için kızım onu daha çok seviyor.Televizyonda ne olduğunu bilmediğim şeyleri izlemesindense içeriği bildiğim şeyleri izlettirmek benimde işime geliyor.Lafın özü gazetelerin okul öncesi eğitim seferberliğini biz çok sevdik.Bide Winnie the Pooh cdlerini veren bir şeyler bulabilsek tam olacak :)





05 Nisan 2008 Cumartesi

FİKRİMİN İNCE GÜLÜ



Güneşi görünce yaz geldi sanan bir aile olarak hemen sokaklara atladık. Kendini alışveriş merkezi sanan birkaç küçük binanın içeriye sığmayan kalabalığından,parkların yağmur sonrası pisliğinden korktuk ve Eylül Ilgın'ın tavsiyesine uyup deniz kenarına gittik.Demiştim;buraların yerlisi esas güzelliklerin farkına varamıyor,güzelim kumsal yağmur sonrası deniz kabuklarından oluşan bir beyaz örtüyle kaplanmış ve dönüp yan bakan bile yok.

Ben ailenin fotoğafçısıyım ya yine beni bırakıp gittiler uzaklara.Tamam alınganlık yaptım o kadar da uzağa gitmediler.

Neredeyse beline kadar suya batıp elindeki ağla balık yakalamaya çalışan amcanın yanına gidip hayretle seyrettiler.

Hani buğulu cam görünce hemen birşeyler karalamaya başlayan tipler vardır ya;ben onlardan biriyim.Eylül Ilgın'da aynı şeyi kum yada toprak görünce yapıyor.Benimkiside sadece kızıma bir torpil olarak yansıyor kumun üzerine.

Gitme vakti geldiğinde "Biraz denizi seyredebilir miyim ?" diye izin istiyor ve kıyıya doğru yol almaya başlıyor.

Bazen korkuyorum kendisi olmak onu yoracak diye...Bu dalıp gitmelerin,deniz hayranlığının,tatlı asiliğinin kendine bir zararı dokunur diye...Bu kısa gidişlerin bana dönüşü olmaz diye...Ona öğrettiklerim bu sert ve hovarda dünyada canını acıtır diye...Birileri gelir benim fikrimin ince gülünü kırar diye...Sonra kovuyorum aklımdaki düşünceleri ve yüzüme vuran rüzgarın her zerresini hissederek kızımı seyre dalıyorum

EYLÜL'ÜN SORULARI

Yataktayız.Sağ kolunu atmış boynumun altına,sanki ben çocuk o anne.Ağzındaki kırmızı emziğini çıkartıp soruyor:
-Biz şimdi uyucaz dimi?
-Evet,uyumak için yattık.Yoksa başka birşey mi yapmak istiyorsun?
-Yok ta bişey sorcam o zaman sana.
-Sor bakalım.
-Biz niye uyuyoruz?
-Tüm gün yoruldun,oynadın, artık vücudunun dinlenmesi lazım.
-Madem dinlenmemiz lazım sabahları niye uyanıyoruz?
-???