Gezgin Eylül Ilgın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezgin Eylül Ilgın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2008 Çarşamba

KURBAN BAYRAMI / ILGAZ

Aslında bayramlarda özelliklede ilk günlerinde büyüklerden uzak kalmak benim hiç alışık olduğum bir durum değil.Eylül Ilgın'ın da bayramları sevmesini ve önemini anlamasını istiyorum ama bu sene bu düşünceme aykırı hareket etmek zorunda kaldım.Nedeni eşimin yoğun iş temposu.Biz yaz çadırda her günü tatile dönüştüren zamanlar geçirirken eşim sürekli çalışıyordu.Ve bu bayram tatili onun uzun süredir 3 gün arka arkaya dinleneceği tek zaman dilimi olacaktı.Bu bahanelerin ardına sığınarak Kurban bayramının ilk günlerini Ilgaz'da geçirmeye karar verdik.

Kesinlikle çok eğlenceli vakitler geçirdik.Biz gider gitmez kar yağdı.Bol bol karda oynadık.Kızakla kaydık.Tanımadığımız tüm çocukları masanın etrafına toplayıp herkesle beraber resimler yaptık.Bol bol resim çekildik.Havuzda yüzdük.O güzelim evlerde rahat ve sakin bir şekilde dinlendik. Kaldığımız tesisin herşeyi çok güzeldi.Odalarındaki konfor,yemeklerinin tadı,ortamın sıcaklığı ve personelin ilgisi herşey tam istediğimiz gibiydi.Tek sorun oradayken bayram adına bir paylaşımın yaşanmamış olmasıydı.Bayramın asıl tadı kesinlikle büyüklerin elini öpmeden çıkmıyor.

5 Ekim 2008 Pazar

BAYRAM = ZİGANA


Bayram için tüm hazırlıkları yaptık ve arife gününden Giresun'a dede evine gittik.Eylül Ilgın'ın dedesine özel bir sevgisi vardır.Giresun'a gittiğimizde genelde gözü dedesinden başka kimseyi görmez.O dedesiyle uğraşır ve gezerken bizde işlerimizi rahat rahat hallederiz.



Bayramın ilk günü aile büyüklerinin ziyaretleriyle geçti.Eylül Ilgın,Caner ve Gülçin'in tepkilerinden anladığım kadarıyla bayram mendilleri çok hoşlarına gitti.Eylül Ilgın bol bol harçlık topladı hatta vermeyenleri yola getirmeyi bile başardı(mesela dedesinden harçlığı bebek alacağını söyleyerek çatır çatır istedi:)


2. gün için Zigana planımız vardı.Öğlene doğru Yağızlar bizi almaya Giresun'a geldi.Arabada kreşe/anaokuluna yeni başlayan aynı yaşta iki çoçuk olunca yol boyunca dinlemediğimiz çoçuk şarkısı kalmadı.Trabzon'a yazın açılan alışlveriş merkezi Forum'a uğradık.Eylül Ilgın para biriktirerek alcağı bebeği burada görünce bayram harçlıklarıyla bebeği alıp alamayacğını sordu.Sonuçta ikisinide O biriktirmiş sayıldığı için izin verdik.Zaten bir tane varmış ama düşünceli bir anne olarak Ordu'da bulamayacağımız için yedek bez ve mamalarınıda almayı ihmal etmedik.Bu arada bebğimizin adı " ZEYNEP" OLDU.

Forum'dan çıkıp Zigana'ya doğru yol almaya başladık.Yaramazların ikiside bu yolda kucağımızda uyuyakaldıklarından malesef yoldaki muhteşem manzaranın fotolarını çekemedik.Bir dahaki sefere inşallah:)


Zigana Tatil Köyü gerçekten muhteşem bir doğaya sahip,2 şer katlı tatil evlerinden oluşuyor. Yağızlar alt kata,biz üst kata yerleştik ve kuzulara yeni aldıkları oyuncaklarıyla oynamaları için biraz vakit tanıdık.Eylül Ilgın cdleri,boya kalemleri olmadan bir yere gitmediği için yanımızda laptopta (ödünç alarak:) götürmüştüm,iyiki yapmışgötürmüşüm çünkü uydu yayını olmadığı için çizgi filmsizikten oyalanamamaya başladılar bir süre sonra.

Ortasında kocaman bir ateşin yandığı güzel bir restaurantıda var tatil köyünün.Bayram dolayısıyla eğlenceli bir müzik eşliğinde yemeklerimizi yedik,Eylül Ilgın'la Yağız tüm gece boyunca diğer çocuklarla beraber ya ateşin etrafında dönüp durdu yada duydukları her müzikte halay/horon karışımı birşey oynadılar.Kuzunun biraz kırıklığı olduğu için çok geç kalmadan odamıza çıktık,eşimide Yağızlarla beraber eğlencde bıraktık.
Restauranta sürekli uykum geldi diyen çoçuk daha odamıza gelmeden itiraflara başladı:"Aslında benim uykum yok ama biraz başımın ağrıdığı doğru(bu baş ağrısınıda kesin babaanneden öğrendi:).En iyisi biz Zeynep'i uyutup biraz cd seyredelim." Hayhay efendim:)
Ateşi çok fazla olmamasına balgamlı bir öksürüğü vardı ve bizi o gece birazcık zorladı.Balgam sökücü ilaçtan dolayı biraz kustu (her zamanki gibi:( ama şükür ki yanımda getirdiğim acil durum ilaçlarına gerek kalmadı ve balgamını çıkardıktan sonra sabaha kadar iyi bir uyku çekti.
Temiz havadan olsa gerek sabah erkenden ikimizde fırladık.Biraz cd izleyip,Zeynep'le ilgilendik ve alt kata inip Yağız'ı can sıkıntısından kurtardık:)Birazda onunla oynadıktan sonra diğer 3 yetişkini gecenin toksinleriyle başbaşa bırakıp kahvaltıya gittik.

Tertemiz,güneşli ve çok soğuk olmayan havayı görünce biraz dolaşmayı teklif ettim minik kuşlara.Ben daha cümlemi tamamlamadan el ele tutuşmuşlardı bile:)
Çok eğimli olmayan yolda bir süre gelip gittik.Temiz havayı bolca ciğerlerimize çektik.Hala uyuyan tembellerin dedikodusunu yaptık:)




Birde bol bol çiçek topladık.Etrafta o kadar çoktular ki birkaçtane koparmalarını engellemek istemedim.Diğer uykucu bölükte uyanınca son keyif çaylarımızı içip yola koyulduk.
İddaa ediyoruz bizim üçlü bu tatilin tadını iyice çıkardı ve alınabilecek en yüksek düzeydeki zevki aldı.Yaşasın çoçuklar ve çocuk kalanlar:)






18 Temmuz 2008 Cuma

DOKTOR AMCALI GEZİNTİ

Ne ben ne Eylül Ilgın,ne de bizim biricik doktorumuz Ordu'yu gezmeye doyamıyoruz.Ayda bir defa olan düzenli iş ziyeretlerinde hem onu hem kendimizi:) gezdirmek bizim için bir ritüel oldu.Her seferinde farklı bir yere gitmeye çalışıyoruz,gerçi zamanları çok kısıtlı ve yorgun oluyorlar ama yinede bu güzellikleri gezmek doktorumuzada iyi geliyor.Doktor doktor diye kimden mi bahsediyorum?Eylül Ilgın'a değen ilk elden,kuzumun nefes almasına yardım eden o tatlı adamdan yani Dr.Tufan Babayiğit'ten..Eylül Ilgın'ın doktor amcası,benim tanıdığım en şahane insanlardan(ki o kadar azlar ki) birisidir kendisi...Azcık ta obur ama olsun her güzelin bir kusuru var di mi?:)


Şimdide gittiğimiz yerden bahsedeyim.Burası Perşembe'nin Mersin Köyü'nde olan Çamburnu Restaurant...Eski yol diye tabir edilen sahil yolunda kalmasına rağmen müdavimleri tarafından hiç unutulmuyor.Şu manzarayı görüpte unutmak pek te mümkün olmasa gerek.

Bizim anne-kız en büyük zaafımız deniz kıyıları galiba.Görünce dayanamayıp yanına gitmek için her yolu deniyoruz.Patika bir yoldan usul usul giderek aşağıdaki sahile ulaşınca taşların üzerinde seken minik kuzuyu görmek için defalarca inip çıkabilirim o yolu.

Birkaç küçük taş seçip cebine doldurduktan sonra,saz benzeri uzun bir bitki buldu yerde Eylül Ilgın.Kendine oturacak güzel ve büyük bir taş bulduktan sonra başladı hayali olta yaptığı uzun otuyla! balık tutmaya:)

Yolun yarısını sırtımda,yarısını kendi emeğiyle çıktıktan sonra bile devam etti oltasıyla oynamaya.Bu oyun girişte gezinen kedileri görene kadar devam etti.Biz başladık kedi kovalamaya.Garsonların biri oturduğumuz yerde yavruları olduğunu ama duvardaki oyukta saklandıklarını söyleyince aklı başından gitti Eylül Ilgın'ın...Koştura koştura indik hemen duvar dibine.Neler yapmadık o küçücük oyuktan çıksınlar diye..Gel pisi pisiler,mivaylamalar,Eylül Ilgın'ın köftelerinden,doktor amcanın balıklarından çalıp oyuk önlerine koymalar:)


Kendileri çıkmasada minik başlarını dışarı çıkardılar ve Eylül Ilgın en güzel seyirlerinden birine daldı.

Karınları doyan iki minik i dinlenmeye çekilinceEylül Ilgın'ı oyalamak bize düştü.Babasına şut çekerek,boyuna bakmadan kilolarca ağırlıktaki el değirmenini çevirmeye çalışarak,babaannesiyle hamakta ve salıncakta sallanarak yine en çok eğlenen olmayı başardı.

Bu kadar eğlencenin üstünede kedilerden artan soğumuş köftelerini yedi .


Tufan amcaya dondurma karşılığı verilen öpücüklede günün finalini yaptı.

Hem kendini,hem bizleri eğlendirdiğin;sevincimizi kat kat arttırdığın için çok teşekkürler güzel kızım.

26 Mayıs 2008 Pazartesi

HAYVANAT BAHÇESİ


Aslında bu ay o kadar çok şey yaptık ki Eylül Ilgın'la,hiçbirini buraya yazmadığım için kendime kızıyorum.Arka arkaya bir kaç post yazsam bile kendime kızgınlığım geçmeyecek ama ben yinede yazayım.Mesela bu yazı hayvanat bahçesine dair olsun.Tarih 13 Mayıs. Eylül Ilgın ilk defa hayvanat bahçesine gitti.Eğitimde olduğum için ben katılamadım onlara ama o günkü güzel hava kaçırılmayacak bir fırsattı.Samsun'a asıl gidiş sebebi olan evraklar halledilince güzel bir yemek yemişler babaanne,baba ve çocuk üçlüsü olarak.Yemeğin ortasında "Baba benim niye hiç amcam yok ?"diyen Eylül'e uygun bir cevap düşünülürken,O çoktan önüne gelen garsona amca demeye başlamış bile.




Hayvanat bahçeleri bende hep çelişik duygular uyandırmıştır.Eylül Ilgın'ın konuşmalarında da aynı hissi farkettim.Hem o kadar hayvanı bir arada gördüğü için çok heyecanlıydı hem de onları sevemediği,kafeslerin arkasında cansız cansız durdukları için biraz hayal kırıklığı vardı.Eve gelince günü tüm ayrıntılarıyla bana anlattı.Çektikleri resimleri tek tek gösterdi ve yorumlarını ekledi.


En çok yukarıda resmi görülen aslanı anlattı çünkü ona çok kızmış:)Hiç kükremediği,sürekli uyuduğu için onu hiç sevmemişmiş.Birde fil ,zürafa ve su aygırı göremediği için üzülmüş.





Bir ara hayvanat bahçesine geziye gelen anaokulu öğrencilerinin arasına karışmış.Sağolsun öğretmenlerde kalabalığın keyfini sürmesine izin vermişler.


Yorgunluğunu banklarda oturarak attıktan sonra geri dönüş yolunda sürekli konuşmuş ta konuşmuş.Zaten gevezelikte anasına çeken kızıma konuşmak için bir sürü konu çıktı:)

5 Nisan 2008 Cumartesi

FİKRİMİN İNCE GÜLÜ



Güneşi görünce yaz geldi sanan bir aile olarak hemen sokaklara atladık. Kendini alışveriş merkezi sanan birkaç küçük binanın içeriye sığmayan kalabalığından,parkların yağmur sonrası pisliğinden korktuk ve Eylül Ilgın'ın tavsiyesine uyup deniz kenarına gittik.Demiştim;buraların yerlisi esas güzelliklerin farkına varamıyor,güzelim kumsal yağmur sonrası deniz kabuklarından oluşan bir beyaz örtüyle kaplanmış ve dönüp yan bakan bile yok.

Ben ailenin fotoğafçısıyım ya yine beni bırakıp gittiler uzaklara.Tamam alınganlık yaptım o kadar da uzağa gitmediler.

Neredeyse beline kadar suya batıp elindeki ağla balık yakalamaya çalışan amcanın yanına gidip hayretle seyrettiler.

Hani buğulu cam görünce hemen birşeyler karalamaya başlayan tipler vardır ya;ben onlardan biriyim.Eylül Ilgın'da aynı şeyi kum yada toprak görünce yapıyor.Benimkiside sadece kızıma bir torpil olarak yansıyor kumun üzerine.

Gitme vakti geldiğinde "Biraz denizi seyredebilir miyim ?" diye izin istiyor ve kıyıya doğru yol almaya başlıyor.

Bazen korkuyorum kendisi olmak onu yoracak diye...Bu dalıp gitmelerin,deniz hayranlığının,tatlı asiliğinin kendine bir zararı dokunur diye...Bu kısa gidişlerin bana dönüşü olmaz diye...Ona öğrettiklerim bu sert ve hovarda dünyada canını acıtır diye...Birileri gelir benim fikrimin ince gülünü kırar diye...Sonra kovuyorum aklımdaki düşünceleri ve yüzüme vuran rüzgarın her zerresini hissederek kızımı seyre dalıyorum